Bursa Eğitim Sen Şubesi: Tahtakale Mah. Veziri cad. Kent İş Merkezi Kat:5 Osmangazi/ Bursa 

Tel : 0 (224) 223 56 49 Fax : 0 (224) 223 27 26

e-posta : egitimsen16@gmail.com

BURSA EĞİTİM SEN (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası)

Başkan'dan Mesaj

Şube Başkanı Hasan ÖZAYDIN
Şube Başkanı Hasan ÖZAYDIN

Son Haberler

Etkinlik Takvimi

« < Şubat 2012 > »
P S Ç P C C P
30 31 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 1 2 3 4

Fotoğraflarla Etkinliklerimiz

Olay yok

Bildiriler-Dökümanlar

  Memurlarla ilgili düzenleme
-Bazı üst düzey kamu görevlerine yapılacak atamalarda, özel sektörde geçen hizmet süresi de dikkate alınacak. Buna göre, Başbakanlık ve bakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarının müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile en üst konumundaki genel müdür ve başkan kadrolarına atamalarda, özel kurumlarda ve serbest olarak çalışılan süre de dikkate alınacak. Diğer kadrolara atamalarda ise bu sürenin dörtte üçü kabul edilecek. Ancak, bu süre 6 yılı geçemeyecek.

-Kademe ilerlemesinde memurun "olumlu sicil" alması şartı aranmayacak. 6 yılda bir verilen kademe ilerlemesinin koşulları da değiştirilerek, "olumlu sicil" yerine "disiplin cezası almamak" koşulu getiriliyor, süre ise uzatılıyor. Buna göre, 8 yıl içinde herhangi bir disiplin cezası almayan memurlara bir kademe ilerlemesi daha verilecek.

-Sözleşmeli personel, sendikalı olabilecek.
-Kurumlarında atama imkanı olmayan memurlar, Devlet Personel Başkanlığınca belirlenen başka bir kurumdaki boş kadroya atanabilecek. Bu memurlardan unvanı müdür olanlar ile danışma işlevlerine ilişkin kadroda çalışanlar, araştırmacı kadrosuna atanacak. Bu durumda olan memurlar, atama işlemi yapılıncaya kadar kurumlarında niteliklerine uygun işlerde çalıştırılacak ve eski kadrolarına ait mali haklardan ve sosyal yardımlardan yararlanmaya devam edebilecek.
 
-Memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı halinde 18 aya kadar, diğer hastalık hallerinde 12 aya kadar izin verilecek. Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memur, iyileşinceye kadar izinli sayılacak.

-Burslu olarak ya da bütçe imkanlarıyla yetiştirilmek üzere yurt dışına gönderilen veya sürekli görevle yurt dışına atanan memurlar veya yurt dışına kamu kurumlarınca gönderilen öğrencilerin memur eşlerine, görev veya öğrenim süresi içinde aylıksız izin verilebilecek. 5 hizmet yılını tamamlayan memura, en fazla 2 defada kullanılmak üzere, toplam 1 yıla kadar aylıksız izin kullandırılabilecek.

-Aylıksız izin süresinin bitiminden önce mazereti gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde, 10 gün içinde göreve dönülmesi zorunlu olacak. Aylıksız izin süresinin bitiminde veya mazeret sebebinin kalkmasını izleyen 10 gün içinde görevine dönmeyenler, memuriyetten çekilmiş sayılacak.

-Muvazzaf askerliğe ayrılan memurlar askerlik süresince görev yeri saklı kalarak aylıksız izinli sayılacak.

-Memurlar, kimlik numarası esas alınarak kurumlarınca tutulacak personel bilgi sistemine kaydolacak. Her memur için bir özlük dosyası tutulacak.

-Başarılı olan memurlara verilen ödül miktarı da günün şartlarına göre yeniden düzenlenerek teşvik edici hale getiriliyor.

-Disiplin cezası vermeye yetkili disiplin amirleri; yürütülen hizmetin özellikleri ve çalışma şartları dikkate alınarak genel yönetmelikte belirtilen esas ve usuller çerçevesinde, kurumlarınca tayin ve tespit edilen amirler olacak. Valiler illerde, kaymakamlar ilçe sınırları dahilindeki kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilatında görev yapan her düzey personelin üst disiplin amiri olacak.

-İkamet ettiği il sınırları dışına çıkma, toplu müracaat ve şikayet ile yasaklanmış yayın bulundurma fiilleri, disiplin suçu olmaktan çıkarılıyor.

-Disiplin cezalarına itirazlar yeniden düzenlenirken, Anayasa değişikliğine uyum amacıyla uyarma ve kınama cezalarına yargı yolu da açılıyor.

-Aylıktan kesme veya kademe ilerlemesini durdurma cezası alan memurların atanamayacakları görevler yeniden düzenleniyor. Buna göre, aylıktan kesme cezası alanlar 5 yıl, kademe ilerlemesi durdurulanlar 10 yıl boyunca daire başkanı kadrolarına, daire başkanı kadrosunun dengi ve daha üst düzey kadrolara, bölge ve il teşkilatlarının en üst yönetici kadrolarına, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlık ve üyeliklerine, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamayacak. Bu sürelerin sonunda, bu görevlere atanmaları mümkün olacak.

-Memurlar, geçici görevlendirme yapmak isteyen kurumun talebi ve çalıştıkları kurumun izni ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici süreli olarak görevlendirilebilecek. Geçici süreli görevlendirme süresi, 1 yılda 6 ayı geçemeyecek. Memurlar, kamu yararı ve hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması halinde kurumlarınca Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü alınarak, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında 6 aya kadar geçici süreli olarak görevlendirilebilecek.

-Sendika üyesi kamu görevlilerine 3 ayda bir 45 TL toplu görüşme primi ödenecek.

-Sözleşmeli personel, Anayasa'da ve özel kanunlarda belirtilen hükümler uyarınca sendikalar ve üst kuruluşlar kurabilecek ve bunlara üye olabilecek. Sözleşmeli personelin grev kararı vermesi, bu yolda propaganda yapması, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılması, grevi desteklemesi ya da teşvik etmesi yasak olacak.

-Özürlülerin devlet memurluğuna alınma sınavları, merkezi olarak yapılacak.

-Yükseköğretim kurumlarında hazırlık dahil bütün sınıflarda, intibak, ön lisans, lisans tamamlama ve lisansüstü öğrenimi gören öğrencilerden her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 5 ay içinde ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna başvurarak, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine yeniden başlayabilecekler. Yurt dışındaki üniversitelerden yatay geçiş yaptıktan sonra yatay geçişleri iptal edilenler de kapsam içinde olacak.

 

 

                                                            Torba Yasa; Esnek, Kuralsız ve Güvencesiz Çalışma
 
Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*
 
Patronlar, emeğin kendisini yeniden üretmesinin bedeli olan her türlü işgücü maliyetini sürekli olarak azaltmak ve böylece artı değerden kendine düşen payı arttırmak amacıyla hareket ederler. Bunun gerçekleşmesi için, özellikle teknolojik yeniliklerden yararlanarak, emek üretkenliği ve verimliliğinin (sömürünün) arttırılması sağlamak, emek sürecini ve çalışma ilişkilerini dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirip, sermaye lehine düzenlemeler yaparlar. Bu şekilde yaratılacak olan “esnek”, “kuralsız” “korunmasız” ve “güvencesiz” çalışma ilişkileri ile emekçilerin tek tek ya da toplu olarak yönetilmesi, denetlenmesi ve disiplin altına alınmasını kolaylaştırmak mümkün olur.
Sermaye, bir güç olarak tarih sahnesinde ağırlığını hissettirmeye başladığından bu yana, işçi sınıfını, canlı ve sosyal bir varlık olarak değil, kendi çıkarları için kullanabileceği basit bir makine, cansız bir nesne olarak görmüştür. Sermaye, işçinin yararına olacak düzenlemelere karşı her zaman doğal bir direnç gösterirken, fırsatını bulduğunda, işçileri daha çok yıkıma uğratacak, mevcut haklarını bile kullanmalarını engelleyecek düzenlemeler yapmış, fiili uygulamaları hayata geçirerek işçilerin yaşamını cehenneme çevirmekten geri durmamıştır. Sermaye birikimi istikrarının önüne engel olarak çıkan “katılıkları” her fırsatta esnekleştirmiş, işgücünü korumaya yönelik kuralları aşacak düzenlemeler yapmıştır.
AKP Hükümetinin bugüne kadar çalışma yaşamına ilişkin olarak yaptığı düzenlemelere baktığımızda sermaye birikiminin istikrarını bozan ya da bozacak her türlü hukuk kuralının, güvence ya da düzenlemelerin engel olmaktan çıkarılmaya çalışıldığı görülebilir. Bu durumun en son örneği, mevcut istihdam yapısını sermayenin dönemsel ihtiyaçları doğrultusunda değiştirmeyi ve yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen yeni istihdam stratejisi ve buna paralel olarak gündeme getirilen ve kamuoyunca “torba yasa” olarak bilinen düzenleme içindeki çalışma yaşamına yönelik düzenlemelerdir.
 
Torba yasa düzenlemelerini hazırlayan koşullar
 
2008 yılında etkisini belirgin bir şekilde hissettiren kriz sürecinin de etkisiyle, dünyada ve Türkiye’de sermayenin işçi sınıfının elindeki son haklara yönelik saldırganlığı ciddi boyutlara ulaşmıştır. Pek çok ülkede, emekçilerin kazanılmış haklarına, ekonomik, demokratik, sendikal hak ve özgürlüklere yönelik saldırılar çok yönlü olarak sürerken, emekçileri daha fazla sömürmek ve yaşanan krizi “fırsata çevirmek”, sermayenin öncelikli gündemini oluşturmuştur. Sermaye güçleri ve onların çıkarlarının koruyucusu olan hükümetler, işçi sınıfının uzun süren mücadelesi ile kazandığı hakları yeni saldırılarla geri almak, var olanları ortadan kaldırmak için fiili saldırılar ve yasal düzenlemeler üzerinden harekete geçmişlerdir.
Bilindiği gibi, ekonomik krizler, karşıt sınıflar açısından başından itibaren eşitsiz gelişen bölüşüm ilişkilerinin sermaye lehine ve emekçiler aleyhine yeniden ve her seferinde daha ağır koşullarda düzenlendiği dönemler olarak dikkat çeker. Krizlerin derinleştiği dönemlerde bütün toplumsal ilişkiler sarsılır ve ekonominin tüm alanlarındaki ilişkilerin, eskisi gibi, hiçbir değişiklik olmaksızın devam etmesi zorlaşır. Sınıf mücadelesinin en önemli unsurlarından birini oluşturan ücret-kâr ilişkileri, ücretler aleyhine aşırı bir değişime uğrar. Emekgücünün değerini düşürerek onu daha ucuza almaya çalışan kapitalistler için kriz, bu noktadan sonra, sermayenin kendisini, ekonomik ve siyasal olarak yeniden üretimini sağlayacak güçlü ve etkili bir silah haline dönüşür.
Kapitalizm, özellikle son otuz yılda, kendi içinde yaşadığı dönüşümle birlikte, işgücü ve istihdamın yapısı, çalışma düzeni ve genel çalışma kuralları açısından ciddi değişiklikler yaşamıştır. Bu süreçte, özellikle çalışma ilişkilerinin taraflarının ve biçiminin değiştiği yanılsaması yaratılmış; çalışma ilişkilerinin, artık karşıtlık yerine “uzlaşmaya”, “sosyal diyalog”a dayandığı tezleri ileri sürülmeye başlanmıştır. Nitekim yaygın bir şekilde uygulanmaya başlanan esnek istihdam uygulamalarına paralel olarak, emek sürecinin çeşitli bölümleri arasında eşgüdümü ve uygulamayı sağlamak için, “sosyal diyalog” mantığı içinde, çıkarları birbirine taban tabana zıt sınıfların temsilcileri yerine, “sosyal taraf” ya da “paydaş” gibi ifadeler üzerinden, “emek-sermaye işbirliği”ne dayanan “korporatist” çalışma ilişkileri dayatılmıştır.
Her ne kadar aksi iddia edilse de, kriz dönemlerinde kapitalist devlet tarafından hayata geçirtilen ekonomik politikalar ve yasal düzenlemeler, kriz koşullarının sadece sermaye lehine hafifletilmesini sağlamaya yönelik önlemleri içerir. AKP Hükümetinin daha önceki “kriz paketleri”, “istihdam paketi” vb. “paket program” uygulamalarının ardından gündeme getirdiği “Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi” ve bu belgede yer istihdama yönelik önerilerin “torba yasa” içine son derece profesyonel bir şekilde yerleştirilmiş olması dikkat çekicidir.
1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren, IMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü, OECD vb. gibi uluslararası emperyalist kuruluşlar, merkezinde “işgücünün esnekleştirilmesi”, “standart dışı çalışmanın yaygınlaşması” ve “güvencesiz istihdam” uygulamalarının yer aldığı bir dizi eleştiri ve önerilerde bulunmuşlardır. Örneğin Türkiye’nin IMF ile imzaladığı 18. stand by (2002–2005 yılları arası) ve 19. stand by (2005–2008 yılları arası) anlaşmalarında, Türkiye’de istihdam yapısının son derece “katı” olduğu ve esnekleştirilmesi gerektiğine ilişkin taahhütler söz konusudur. Bu taahhütleri yerine getirmek amacıyla çok sayıda yasal düzenleme yapılmış, yasal engellerin ortaya çıktığı noktalarda fiili uygulamalar hayata geçirilmiştir.
IMF, Dünya Bankası ve OECD yıllardır, özellikle kamu istihdamındaki iş güvencesi nedeniyle kamu emekçilerinin yasal olarak korunmasının “serbest piyasa” mekanizmasıyla uyuşmadığını, işgücünün kamu-özel ayrımı olmaksızın esnekleştirilmesi gerektiğini, bunun için yasal düzenlemeler yapılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtmektedir.
 
Torba yasadaki istihdam düzenlemeleri neler içeriyor?
 
AKP Hükümeti, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı “vergi, borç ve prim affı” olarak gündeme getirilen “Torba yasa” içinde çalışma yaşamı ile ilgili olarak kapsamlı düzenlemeleri gündeme getirdi. Özellikle 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 4857 Sayılı İş Kanunu, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 3008 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu vb gibi kanunlarda yapılması düşünülen değişiklikleri tek bir torba yasa içinde birbiriyle hiç ilgisi olmayan düzenlemelerle birlikte ele alındı.
Torba Kanun 28 Ocak 2011’den itibaren 9 bölüm halinde Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başlandı ve 12 Şubat 2011 akşamı geç saatlerde yasalaştı. Gençlerin, işçilerin, kamu emekçilerinin, işsizlerin, kısacası sermayenin dışında kalan geniş bir kesimin haklarını elinden almayı hedefleyen önemli ve çok sayıda olumsuz düzenlemeler içeren Torba Kanunun TBMM genel kurulunda görüşülen ve kabul edilen maddeler ile emekçilerin günlük yaşamından çalışma biçimlerine kadar pek çok alanda önemli değişiklikler yaşanacak.
 
Genel Sağlık Sigortası’nın (GSS) kapsamı genişletiliyor
 
Torba yasayla genel sağlık sigortalıların kapsamı genişletilerek çıraklar, stajyer öğrenciler, üniversitelerde kısmi zamanlı ve ücretli olarak çalıştırılan öğrenciler, yabancı uyruklu öğrenciler, stajyer avukatlar, İŞKUR’un açtığı meslek edinme kurslarına katılanlar ve bu kursa katılanların bakmakla yükümlü oldukları kişiler genel sağlık sigortası kapsamına alındı.
Yabancı öğrenciler ise öğrenim gördükleri süre boyunca ayda 91 lira katkı payı ödeyerek genel sağlık sigortasından yararlanacakken, vakıfların getirdiği öğrencilerin sağlık sigortası masrafları ise üniversitelere Maliye Bakanlığınca aktarılan kaynaktan karşılanması kabul edildi. Bu uygulama yurt dışından gelecek öğrencilerin özellikle tarikat ya da cemaat bağlantılı vakıflara yönlendirilmesini ve onlar üzerinden Türkiye’ye getirilerek GSS primlerinin üniversitelerin bütçesinden ödemesinin önü açılıyor. Yıllardır üniversiteler kaynak yok denilerek ticarileştirilirken, vakıfların getirdiği öğrencilere böyle bir ayrıcalık tanınması açık bir ayrımcılık örneği olarak karşımıza çıkıyor.
 
Kısmi süreli çalışan işçiler eksik sigorta primleri cepten ödeyecek
 
Torba yasayla 1 Ocak 2012’den itibaren kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içerisinde 30 günden az çalışan sigortalılara, eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini 30 güne tamamlama yükümlülüğü getirildi. Haftalık çalışma süresi 30 saatin altında olan, esnek çalışma türlerini kapsayan kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalışan sigortalılar, ancak kısmi süreli çalıştıkları aylara ait eksik sürelerini ceplerinden tamamlamak şartıyla sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekler. Örneğin ayda 15 gün sigortası yatanlar, eksik olan 15 günü ceplerinden ödeyip tamamlamadıkları zaman sağlık hizmetlerinden yararlanamayacaklar.
Türkiye’de çalışan erkeklerin %38’i, kadınların %60’ı kayıt dışı çalıştırıldığı gerçeğinin yanı sıra, sadece kayıtlı işgücü için geçerli olacak bu düzenleme ile düşük ücretle çalışmak zorunda olan kısmi süreli çalışanların aldıkları ücretlerin önemli bir bölümünü sağlık sigortası için ayırmak zorunda kalacaklar.     
 
Genç ve ucuz emek sömürüsünün önü açılıyor  
 
AKP hükümeti tarafından mesleki eğitim yaptıracak işletme sayısının yetersizliği öne sürülerek, 20 ve daha fazla personel çalıştıran işletmeler için var olan staj yaptırma yükümlülüğü, 20’den az işçi çalıştıran ve Türkiye’deki toplam işletmelerin yüzde 93’ünü oluşturan işyerlerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Hükümet meslek liseleri öğrencilerinin staj yapma olanaklarını arttırdığını iddia etse de, diğer maddelerde yapılan değişikliklerle özellikle staj ücreti bakımından şu anda brüt asgari ücretin üçte ikisi ödeniyorken, yapılan değişiklikle stajyerlerin asgari ücretin net tutarının üçte biri kadar ücret almaları öngörülüyor.
Meslek liselerinde öğrenciler son sınıfta iki gün okula, üç gün ise alanlarındaki işletmelerde staja gidiyorlar. Kanun yasalaştığı takdirde patronlar stajyerleri daha fazla ve daha ucuza çalıştırma imkânına sahip olacaklar. Sermaye açısından ucuz iş gücü olarak görülen gençler, işçilerin yerine kendi alanları olmayan konularda uzun saatler çalıştırılacak ve artık, eskiye kıyasla daha çok işyerinde ucuz emek sömürüsü yaşanacak.
 
Kısa çalışma ödeneği ile patronlara destek sürekli hale getiriliyor
 
Torba yasayla kısa çalışma ödeneğinin uygulama alanı genişletilerek ödenek miktarı yeniden düzenleniyor. Buna göre, “genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz” nedeniyle haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak azaltılması, işyerinin faaliyetinin kısmen veya geçici olarak durdurulması hallerinde işyerinde 3 ayı aşmamak üzere kısa çalışma yapılabilecek. Kısa çalışma ödeneği hazineden değil, işsizler için kurulan İşsizlik Sigortası Fonundan verilecek. Ödenek, en fazla brüt ücretin yüzde 60’ı oranında olacak ve bu miktar da asgari ücretin brüt tutarının yüzde 150’sini geçemeyecek.
Bakanlar Kurulu, kısa çalışma ödeneğinin süresini 6 aya kadar uzatmaya yetkili olacak. İşsizler için kullanılması gereken İşsizlik Sigortası Fonu, kriz bahanesiyle bir kez daha sermayeye aktarılacak. Bu düzenleme aynı zamanda önümüzdeki dönemde genel, bölgesel ya da sektörel krizlerin yaşanabileceğinin kabulü anlamına geliyor. Bugüne kadar yedi kriz paketi açıklayan ve hepsinde de emekçileri değil, orta ve büyük sermayeyi koruyan AKP hükümeti, işçilerin parasını bir kez daha patronların kullanımına sunuyor.
Ocak 2011 itibariyle 46 milyar TL büyüklüğe ulaşan İşsizlik Sigortası Fonu’nun bugüne kadar sadece 3 milyar 755 milyonu işsizler için kullanıldı. Buna karşın daha önce yapılan yasal düzenlemelerle GAP ve Karayolları gibi alanlara Fon’dan son iki yıl içinde aktarılan miktar 8 milyar 500 milyon TL.
 
 
İstihdamı teşvik adı altında yeni işsizler yaratılacak
 
Tasarıyla 31 Aralık 2015 tarihine kadar ilk defa işe alınacak her bir sigortalı için, özel sektör işverenine sigorta primi desteği getiriliyor. Buna göre, 31 Aralık 2015’e kadar işe alınan sigortalının, sigorta primlerinin işverene ait tutarı, işe alındıktan sonra belirli sürelerle İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanacak. Sigorta prim desteği süresi, Bakanlar Kurulu’nca 2020 yılına kadar uzatılabilecek.
Bu düzenleme ile 18 yaşından büyük kadınları ve 18–29 yaş arası erkekleri istihdam edenlerin sigorta primlerinin işveren hisselerine ait tutarının belli bir kısmı, işe alındıkları tarihten itibaren İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanacak. Böylece bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da işsizlere ödenmesi gereken Fon gelirleri patronlara “istihdam teşviki” olarak aktarılıyor. Bu düzenleme yürürlüğe girdiğinde, işverenler prim desteğinden yararlanabilmek için 29 yaş üstünde olan işçileri işten çıkarmak için çeşitli yollar deneyecek. 29 yaş altında olanları daha çok istihdam ederek prim desteğinden yararlanmaya çalışacak. İlk bakışta “istihdamı teşvik” gibi algılanabilecek bu uygulama sonucunda 30 yaş ve üzeri çalışan işçilerin işe alınması neredeyse imkânsız hale getirecek.
 
İş müfettişlerinin işçi şikâyetlerini inceleme yetkisi ellerinden alınıyor
 
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 10 uncu maddesinde yer alan hükme bağlı olara işçi şikâyetleri hâlihazırda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından incelenip sonuçlandırılmaktadır. İşçi şikâyetleri genellikle işyeri ve çalışma şartlarına, iş şartlarına, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine, sigorta işlemlerine ilişkin olmakta ve bu şikâyetler iş müfettişleri tarafından gerçekleştirilmektedir. Torba yasada yapılan düzenlemeyle işçi şikâyetlerinin iş müfettişlerinden alınarak bakanlık memurlarına inceletilmesinin önü açılmıştır.
İş sözleşmesi sona eren işçilerin şikâyetlerini, iş hukuku konusunda hiçbir bilgisi olmayan memurlara inceletilmesi, işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini almamasından kaynaklı sorunlardan kurtulabilecek, bu da önemli bir maliyet unsuru olarak görülen iş güvenliği tedbirlerinin daha esnek olmasını beraberinde getirecektir.  
81 No’lu ILO sözleşmesine göre, işçiler ya da sendikalar tarafından yapılan şikâyetlerin; işçinin iş sözleşmesi sona ermiş de olsa, halen işyerinde çalışıyor da olsa, iş denetim birimi, yani iş müfettişleri tarafından incelenir. Torba yasadaki bu düzenleme, 81 No’lu ILO Sözleşmesi’ne ve anayasanın 90. maddesine aykırıdır, kanunlaşsa bile iç hukukta uygulanma olanağı yoktur.   
 
Sendikal eylemlerin “memuriyetten çıkarılma” ile cezalandırılmasının önü açılıyor
 
Torba yasa ile grev yasağı olan memurların ve sözleşmelilerin, üretimden gelen en önemli eylemi olan işi yavaşlatma ve işi durdurma eylemlerinin “memuriyetten çıkarmayla” sonlandırılmasının önü açılıyor. Bu şekilde en temel sendikal eylemlerin “memuriyetten çıkarılma” tehdidi ile önüne geçilmek isteniyor.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disiplin hükümlerini içeren 125’inci maddesinde yapılan değişiklikler ile bugüne kadar sendikalarının aldıkları kararlar ile işi yavaşlatan, kamu görevini bir süreliğine yapmayan memurların işten atılmasının önü açılarak, iş güvencesi fiilen ortadan kaldırılıyor. 657 Sayılı DMK’nın 125’inci maddesinin “E” bendinin “a” alt bendinde yer alan “engelleme” ibaresi “kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme” olarak değiştirildi. Yapılan değişiklik şu şekilde; “a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak” devlet memuriyetinden çıkarılma nedeni sayılacak. Ayrıca, aynı düzenleme içinde yapılan değişiklikle “Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak” da memurun görevine son verilmesi için yeterli görülüyor.
Müzakereci, “sosyal diyalogcu” ve hepsinden önemlisi “yandaş” sendikaları güçlendirmek, mücadeleci sendikaları etkisiz hale getirmek için yapılan en temel sendikal eylemlerin bile “memuriyetten çıkarılma” sebebi sayılması, AKP’nin “kendine demokrat” olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu düzenleme ile mevcut Anayasa ve Türkiye’nin altına imza koyduğu 87, 98 ve 151 Sayılı ILO sözleşmeleri açıkça çiğneniyor.  
Geçmişte iş yavaşlatma ve durdurma eylemi yapılan çok sayıda kamu emekçisi ceza almış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu cezaları “Örgütlenme hakkı eylem hakkını da içerir; sendikaları eylem kararı almış ve memur buna uymuşsa, kendisine ceza verilemez” diyerek Türkiye’ye binlerce Euro cezalar vermiştir. Hükümet, 25 Kasım 2009’da gerçekleştirilen “uyarı grevi” nedeniyle TCDD makinistlerine trenleri istasyonlarda durdurma eylemlerine bu nedenle ceza vermekten korkmuştu. AKP hükümeti kamu emekçilerine sendikal eylemleri nedeniyle ceza vermesi durumunda en 20 bin Euro tazminat ödemek zorunda kalacak.

Kamuda 4-C benzeri çalışma statüsü yaygınlaştırılıyor
 
Kurumlarında atama imkânı olmayan memurların, Devlet Personel Başkanlığınca belirlenen başka bir kurumdaki boş kadroya atanabilmesinin önü açılıyor. Bu memurlardan unvanı müdür olanlar ile danışma işlevlerine ilişkin kadroda çalışanlar, araştırmacı kadrosuna atanacak. Bu durumda olan memurlar, atama işlemi yapılıncaya kadar kurumlarında niteliklerine uygun işlerde çalıştırılacak ve eski kadrolarına ait mali haklardan ve sosyal yardımlardan yararlanmaya devam edebilecek. Torba yasa ile ayrıca, tıpkı 4-C statüsünde çalışanlara yapıldığı gibi, memurların da yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmelerinin önü açılıyor.
Hatırlanırsa, özelleştirilen kamu işletmelerindeki kamu işçileri, 4-C kadrosuna geçene kadar özlük haklarını ve ücretlerini tam almış daha sonra işçilerin 4-C’ye geçirilmesi ile ücret ve özlük haklarında yarı yarıya kayıp yaşamıştı. Torba yasada yer alan bu tür düzenlemelerle kamuda iş güvencesi ve özlük hakların önemli bir bölümünün ortadan kaldırılması ve 4-C statüsünün yaygınlaştırılmasının önünü açıyor.
 
“Ödünç memurluk” ile sürgünler yasal hale geliyor
 
Torba yasada “memurların, kamu yararı ve hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması halinde kurumlarınca Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü alınarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarında 6 aya kadar geçici süreli olarak görevlendirilebileceği” belirtiliyor. Memurun onayı dışında yapılacak bu görevlendirme, çeşitli nedenlerle “istenmeyen” personelin başka kurum ve illere sürgün edilmesinin önünü açıyor.  
Torba yasa içindeki düzenlemeler ile özellikle KESK’e bağlı sendikaların üyelerinin sık sık karşı karşıya kaldığı sürgünler yasal hale getiriliyor. Bu düzenleme ile mücadeleci sendikalara üye kamu emekçilerine gözdağı verilerek memurların, kendilerini güvencede hissedebilmeleri için yandaş sendikalara yönlendirilmesi sağlanıyor.
 
52 bin belediye işçisi hizmetli olarak sürgüne gönderilecek
 
İl özel idarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Karayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına, belediyelerin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler ise, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile ihtiyacı bulunan mahalli idarelere, vali ya da vali yardımcısının başkanlığında oluşturulacak komisyonun kararıyla gönderilecek. Komisyon kararıyla gönderilen işçiler 5 işgünü içinde görevlerine başlamazlar ise istifa etmiş sayılacaklar.
İşçilerin, kamu emekçilerinin, gençlerin ve kadınların geleceğini yakından ilgilendiren çok sayıda olumsuz düzenleme içeren torba yasa, kamu ya da özel ayrımı yapmadan, bütün istihdam alanlarında esnek, kuralsız, güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırmayı yaygınlaştırmayı hedefliyor.
 
Sonsöz
 
Bugüne kadar sermayenin çıkarlarına paralel çok sayıda düzenleme yapılmış, çeşitli politika önerileri geliştirilmiş, bunların bir kısmı fiilen hayata da geçirilmiştir. Öncekilerin hepsinde olduğu gibi, bu düzenlemeden de en kârlı çıkacak kesimin sermaye olacağını, burjuvazinin ve özellikle tekellerin sömürüyü azamiye çıkarmalarının önündeki engellerin kalkacağını belirtmeye gerek yoktur. Torba yasa içindeki çalışma yaşamı ile ilgili olarak yapılan düzenlemelerin tamamı, emekçiler için, daha esnek, daha kuralsız, daha korunmasız ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması anlamına gelmektedir. Çalışma kuralları ve istihdam yapısının büyük ölçüde piyasanın ihtiyaçları ve patronların çıkarları doğrultusunda düzenlenmesi anlamına gelen torba yasa düzenlemelerinin işçi sınıfının yaşadığı sefalet koşullarını daha da ağırlaştırmaktan başka bir işlevinin olmayacağı açıktır.
Üretim ve emek süreci içinde emekçilerin sermayeye olan bağımlılığını doğrudan ve dolaylı yollardan arttıran istihdam biçimleri, özellikle son yıllarda belirgin bir artış göstermiştir. Emeğin nitelik ve üretkenlik koşulları açısından kendi içinde kutuplaşması, sınıfsal bütünleşmenin ve dayanışmanın önünü tıkayan sonuçlara da yol açmakta, bundan en büyük zararı işçiler ve sendikalar görmektedir. Nesnel çıkarları açısından farklılaştırılmaları dayatılmış, kendi içinde bölünmüş ve sürekli birbiriyle rekabet eder hale getirilmiş bir sınıfın ortak davranma ve birlikte hareket etme yeteneğini uzun süre koruması ve geliştirmesi mümkün değildir.
İşçi ve emekçileri istihdam yapısı ve çalışma şekilleri üzerinden bölen ve parçalara ayıran, örgütlenmeyi zorlaştıran, sendikaları etkisizleştiren ve sınıf mücadelesindeki güç ilişkilerini sermaye lehine değiştirmeyi hedefleyen esneklik ve güvencesizlik uygulamaları, yeni bir “çıkış yolu” peşindeki sermaye için son bir sıçrama yapmayı, emek açısından ise 19. yüzyıl “vahşi kapitalizm” uygulamalarına geri dönüşü ifade etmektedir.
Son yıllarda istihdamın esnekleşmesi, çok katmanlı ve parçalı hale gelmesi, hem yeni istihdam biçimleri üzerinden ücretlerin geriletilmesini sağlamış, hem de işgücünü parçalayıp kutuplaştırarak kendince daha esnek ve kuralsız bir yapı oluşturmuştur. Bu durumun istihdam üzerindeki en belirleyici etkisi, istikrarsız, kırılgan, geçici nitelikler taşıyan, güvencesiz istihdam uygulamalarının hızla artması ve yaygınlaşmasıdır. Son otuz yılda ortaya çıkan ve kamu-özel ayrımı yapmaksızın hızla yaygınlaşan kısmi süreli çalışma, sözleşmeli ve geçici çalışma, belirli süreli çalışma vb. gibi esnek istihdam biçimlerinin artışı, standart istihdam ilişkisine göre, çok daha yüksek düzeyde güvencesizlik, istikrarsızlık ve belirsizlik ortaya çıkarmıştır. Emek sürecinde yaşanan esnekleşme eğilimleri, zamanla yapılan işin ve o işi yapan emekçilerin çalışma biçimlerini de doğrudan etkilemiş, tüm bunların sonucunda, emekçilerin iş, gelir ve sosyal haklarının yanı sıra en temel güvenceleri büyük ölçüde ortadan kalkmaya başlamıştır.
Sınıf hareketinin sermaye karşısında nispeten güçsüz olduğu, örgütsüz ve dağınık bulunduğu koşullarda, hükümetten daha farklı bir uygulama beklemek mümkün değildir. Öncesi bir tarafa, son 8 yıl içinde çalışma yaşamına yönelik olarak yapılan yasal değişiklikler bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Bugün sermayenin içinde bulunduğu koşullarda, işsizliğin azaltılması amacıyla yeni istihdam alanları yaratması, işçi sınıfının hak ve özgürlüklerini genişletmesi mümkün olmayacağı gibi, sermayenin, işçi sınıfının mevcut sınırlı haklarına bile tahammül edemediğini görmek mümkündür.
İstihdamın esnekleşmesi, kuralsızlaşmanın ve güvencesizliğin artması, en çok sendikaların örgütlenme ve mücadele alanını daraltmakta, bu durum, kaçınılmaz olarak, sendikaların sermaye karşısındaki gücü ve etkisini ciddi anlamda zayıflatmaktadır. Bu nedenle, kapitalist sistemde, sermayedar sınıf, istihdama yönelik herhangi bir değişiklikten söz ettiğinde, bir taraftan sömürüyü arttırıcı düzenlemeleri gündeme getirirken, diğer taraftan işçilerin örgütlenmesini ve mücadelesini zayıflatacak ve kendi denetimi altına daha fazla sokacak düzenlemeler yaparak bir taşla iki kuş vurmaktadır.

 

E-Posta Aboneliği

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün270
mod_vvisit_counterDün1350
mod_vvisit_counterBu Hafta4193
mod_vvisit_counterBu Ay46246
mod_vvisit_counterTüm Günler533370

Kimler Sitede

Şu anda 145 konuk çevrimiçi