31Ekim2014

Son Dakika

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR

25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE HAYIR

Çeşitli amaçlara ulaşabilmek için insan bedenine ve ruhuna yapılan saldırı

olarak tanımlanan şiddet, erkek egemen toplumda kadınları denetim altında

tutmak amacıyla sistematik bir şekilde uygulanmaktadır. Kadına yönelik şiddet;

kadınlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veren ya da verebilecek veya

kadınların acı çekmesine neden olabilecek, gerek kamu gerekse özel alanda

yapılan bu tip davranışlara yönelik tehditleri ve kadınların özgürlüğünün zorla

kısıtlanmasını da içine alan şiddeti da içine alan şiddete yönelik her türlü

davranışı niteler. Kadına yönelik şiddet, kontrol edilemeyen öfke sonucu ortaya

çıkan bir şiddet türü olmadığı gibi kişisel bir mesele olmanın da çok ötesinde

olup, cinsiyet eşitsizliğinin yol açtığı, eşitsiz güç ilişkisinden doğan toplumsal

bir sorundur.

Yukarıda aktarılan BM tanımında da ifade edildiği gibi, bu durum sadece aile

içindeki şiddetle sınırlı değildir. Kamusal alanda da söz konusudur. Kadınlar,

topluluk içinde ve devlet tarafından uygulanan şiddetin de hedefinde yer

alırlar. Nitekim 25 Kasım gününün, dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddetle

mücadele günü olarak anılmasına vesile olan olay da böyle bir şiddet örneğidir.

Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşler, bundan yaklaşık 50 yıl kadar

önce, 25 Kasım 1960 tarihinde faşist bir diktatörlükle yönetilen ülkelerinde,

özgürlük mücadelesi verdikleri için rejim güçleri tarafından tecavüze uğradılar

ve katledildiler.

25 Kasım tarihi, bu olaydan esinlenerek 1999 yılında Birleşmiş Milletler

tarafından "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası

Mücadele Günü" olarak ilan edildi. 1999 yılından bu yana da her yıl 25 Kasım

tarihi kadına yönelik şiddete dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve kadınlar

arasında birlik, mücadele ve dayanışmayı güçlendirmek amacıyla çok çeşitli

etkinliklere sahne olmaktadır.

Kadına yönelik şiddet, toplumlarda eşitsizlikler ve egemenlik ilişkileri ortaya

çıkardıktan sonraki tarih boyunca toplumlar tarihi boyunca hiç eksik olmadı.

Avrupa'daki cadı avları, savaş dönemlerinde kadınlara kitlesel olarak tecavüz

edilmesi gibi kimi dönemler kadına yönelik şiddetin kapsam ve ekti açısından

en çok arttığı dönemler olmuştur. Bugün de bu tür bir dönem içinde yaşadığımız

belirtilebilir. Kapitalist sömürünün, sosyal adaletsizliğin, güvencesizliğin, hak

gasplarının vahşi kapitalizm koşullarını anımsattığı günümüzde kadına yönelik

şiddet de alabildiğine artmıştır.

Çünkü kadına yönelik şiddetin gerisinde ataerkil kültür ve politikalar

bulunmakla birlikte ataerki, toplumdaki diğer güç ve iktidar ilişkileriyle iç

içe bulunur. Cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddet toplumdaki sosyal

eşitsizliklerden, sınıf sömürüsünden, milliyetçilikten, ırkçılıktan, yabancı

düşmanlığından, homofobiden, militarizmden beslenir ve onları besler.

Emekçilerin ve halkların ketlerden, yaşadıkları topraklardan sürüldükleri,

derelerin bile kar amacıyla parsellendiği günümüzde, egemenlerin kadınların

bedenini de yeni bir disiplin altına almaya çalışması düşündürücüdür. Bu açıdan,

kadının doğurganlığının ulusal bir mesele haline getirilmesinin, kürtajı yasaklayıcı

kanunlar düzenlemeye çalışılmasının, kapitalist üretim ve rekabet koşullarından

ve militarist hedeflerden bağımsız ele alınması mümkün görünmemektedir.

Ataerkil sistem bazen devlet-piyasa-din bazen de baba-koca yetkesi altında

kadınların bedenlerine, kimliklerine, doğurganlıklarına hükmetmeye çalışıyor!

Bu süreç aile içindeki şiddeti de arttırmaktadır. Egemen sınıflar işçi sınıfının,

yoksulların, köylülerin, ezilen halkların, kültürüne, diline, toprağına, suyuna,

yaşam alanlarına el koyarken, ataerkillik de bazen devlet-piyasa-din bazen de

koca/baba yetkesi altında kadınların bedenlerine, yaşamlarına, doğurganlıklarına

el koymaya çalışıyor.

Ataerkil şiddetin hedefinde özellikle hak isteyen kadınlar var!

Aile içinde, eşitlik, hak isteyen kadınlar koca şiddetine maruz kalırken,

toplumsal düzlemde de hak isteyen örgütlü kadınlar devlet şiddetine maruz

kalıyorlar.

KESK'li ve Eğitim Sen'li Kadınlara Yönelik Tutuklamalar

Ataerkil Devlet Şiddetidir

KESK'e ve sendikamız Eğitim Sen'e yönelik gözaltı ve tutuklama olaylarında

örgütlü, aktif, öncü durumundaki kadınların hedef alınmış olması bu açıdan

çarpıcıdır.

Binlerce yıllık tarihsel süreçte oluşan ebelik, iyileştiricilik bilgisinin, kültürünün

taşıyıcısı olan; yoksul emekçi sınıfların öfkesinin ve taleplerinin sözcülüğünü

yapan kadınlar, geçmişte cadı oldukları gerekçesiyle soruşturmalara uğradılar,

işkencelere maruz kaldılar, yakıldılar.

Ataerkil Şiddetiniz Örgütlü Kadını Yıldıramayacak!

Ama ne kadınların kökü tarihin derinliklerindeki direnme ve başkaldırma

potansiyelleri yok edilebildi ne de emekçi sınıfların daha iyi, adil ve eşit bir

yaşam umudu ve mücadelesi.

Kadına yönelik Şiddete Son

Tutuklu KESK'li Kadınlara Özgürlük!

Bugün başta kadın sekreterimiz Sakine Esen Yılmaz olmak üzere örgütlü

kadınlara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklama uygulamalarının, kadına yönelik

şiddetin bir parçası olduğu açıktır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de baskılar,

kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet arayışına engel olamayacak.

Yaşasın Kadın Dayanışması

Kahrolsun Ataerkil Kapitalist Sistem

EĞİTİM SEN Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile