YENİ ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ VE GERÇEKLER

YENİ ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ VE GERÇEKLER
YENİ ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SİSTEMİ VE GERÇEKLER
5 Kasım 2017 tarihinde TEOG sistemi yerine öğrencilerin ortaöğretime nasıl geçeceğini açıklayan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz var olan sistemin (TEOG) neden değiştirildiği sorusuna yanıt verirken, bazı konulara dikkat çekmişti. Ancak açıklamanın yapıldığı günden bugüne geçen süre içerisinde, TEOG kaldırılırken kamuoyunu ikna etmek için sunulan gerekçeler geçerliliğini yitirdi. Nelerdi bu gerekçeler:
1. TEOG öğrencileri okul dışı kaynaklara (dershane, özel ders, etüt vb.) yönlendiriyor.
2. Özel okullar kendi öğrencilerine fazla not verdiği için, devlet okulunda okuyan öğrencilere göre bu okulların öğrencileri avantaj sağlıyor.
3. Öğrenciler sınavlara hazırlanmak için devamsızlık yapıyor.
4. Öğrenciler sınav baskısından kaynaklı çocukluk ve gençliklerini yaşayamıyor.
Sunulan bu gerekçelerden sonra Milli Eğitim Bakanı sanki bir müjdeyi veriyor ve yıllardan bu yana çözülemeyen bir sorunu çözüyor iddiası ile TEOG sisteminin ve sınavın kaldırıldığını duyurdu. Hemen ardından da isteyen az sayıdaki öğrenci için ise yine az sayıda nitelikli(!) okulun sınavla öğrenci alacağını ancak bu okulların toplam sayısının ise 600 civarında olacağını duyurdu. Bu okulların isimlerinin ise Mayıs ayında açıklanacağını ekledi.
Sınavla yerleşemeyen veya sınava girmeyen öğrencilerin ise adreslerine en yakın, tercih ettikleri okula yerleştirileceğini ifade eden Milli Eğitim Bakanı birkaç kez hiçbir öğrencinin istemediği okula yerleşmeyeceğini vurguladı. Her öğrencinin istediği 5 okulu tercih edeceğini ve adresine yakın olana yerleşeceğini söyleyerek kaygılı velileri ve öğrencileri ikna etmeye çalışan Bakan kamuoyunun bu konuda oluşan sorularını yanıtlamaya çalıştı.
Gelinen aşamada Milli Eğitim Bakanı’nın ne sunduğu gerekçelerde ifade edilen sorunlar çözülebilmiş ne de velilerin kaygıları giderilebilmiş değildir. Aksine Milli Eğitim Bakanının belirttiği hususlarında zaman içerisinde aslında ifade edilen gibi olmadığı MEB Müsteşarı başta olmak üzere MEB yetkilileri konu ile ilgili açıklama yaptıkça ortaya çıkmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı % 10’luk bir öğrenci kesiminin sınavla öğrenci alan okullara yerleşmesini planlarken bu oranın nasıl belirlendiğini ve neden % 10 ile sınırlandığını açıklamak durumundadır. Öğrencilerin sınavla alan okullara ne kadarının yerleşeceğini öğrenci ve velilerin tercihine bırakmayarak üst sınırı belirleyen MEB temel bir hakkı, eğitim hakkını engellemektedir.
NEDEN SADECE BAZI OKULLAR SINAVLA ÖĞRENCİ ALIYOR?
Sınavla öğrenci alan okulların, 14 Şubat 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle “fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, proje uygulayan eğitim kurumları ile mesleki ve teknik Anadolu liselerinin Anadolu teknik programları” olarak belirlenmesi ile beraber tartışma kaçınılmaz olarak boyut değiştirmiştir.
14.03.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6528 sayılı torba yasayla 652 sayılı KHK’ye eklenen 37. maddenin 9. fıkrası:“(9) Yurt içi veya yurt dışında, yerli veya yabancı kurum ve kuruluşlarla veya başka ülkelerle işbirliği anlaşması çerçevesinde kurulan ve ulusal veya uluslararası proje yürüten okul ve kurumlar, Bakan onayı ile proje okulu olarak seçilen ve belirli eğitim reformu ve programları uygulanan okul ve kurumlar ile Bakan onayıyla doğrudan Bakanlık merkez teşkilatına bağlanan kurumlara yapılacak öğretmen atamaları ve yönetici görevlendirmeleri Bakan tarafından yapılır.” hükmünü içermektedir. Bu maddeye dayanılarak çıkarılan ve 1 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin 13. maddesi öğretmen atamalarını düzenlemektedir: Öğretmen atama
MADDE 13 – (1) Bu Yönetmelikte aranan şartları taşıyan öğretmenler arasından eğitim kurumunun bağlı bulunduğu genel müdürlüğün inhası, İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğünün teklifi ve Bakanın onayı ile dört yıllığına atama yapılır. Eğitim kurumunun bağlı bulunduğu genel müdürlükçe belirlenen kriterlere göre görevinde başarı gösteren öğretmenlerin görev süresi ilk atamadaki usulle dört yıl daha uzatılabilir.
(2) Proje okullarına 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesine göre öğretim elemanları ders vermek üzere görevlendirilebilir. Görevlendirilecek öğretim elemanlarında bu Yönetmelikte belirtilen şartlar aranmaz.
Proje okullarının kuruluşunu düzenleyen madde ve bu okullara öğretmen atanması ile ilgili madde beraber düşünüldüğünde proje okullarında çalışacak öğretmenlerin ancak siyasi iktidarın onayı ile bu okullara atanabileceği görülmektedir. Kaldı ki 1 Eylül 2016 Yönetmeliği ve bu yönetmeliğe bağlı olarak çıkarılan 19 Eylül 2016 tarihli genelgenin uygulanması sonucunda proje okullarına atamaların nasıl yapıldığı ve kimlerin atandığı kamuoyunda çokça tartışılmıştı.
MEB liselere öğrenci yerleştirme sisteminde yaptığı değişiklikle 2018-2019 öğretim yılında sadece % 10’luk bir öğrenci kesimini sınavla öğrenci kabul eden okullara yerleştirecek ve akademik başarısı yüksek olarak kabul edilen bu öğrenciler ise yukarıda ifade edilen gerekçelerden dolayı, sadece iktidar tarafından onay verilen “makbul öğretmenlerle“ öğrenimlerine devam edecekler. Proje okulu uygulaması sonucu yapılan öğretmen atamaları veri olarak kabul edilirse eğer, zorlu bir sınav sonucunda %10’luk dilime girmeyi başaran öğrenciler öğrenim görecekleri dört yıllık lise yaşantısını da siyasi iktidarın belirlediği öğretmenlerle yapacaklar ki bu durumun tartışılması zorunludur.
MEB sınavla öğrenci alacak okulların isimlerini belirlerken bu hedefi gözetmiş ve baştan kendi politikalarına onay vermeyen öğretmenlerin akademik eğitim alacak öğrencilerle buluşmasını engellemeyi hedeflemiştir. Öğretmenin okul yaşantısında sahip olduğu işlev; öğretmenin öğrenciler üzerindeki etkisi ve örtük müfredat uygulamaları beraber değerlendirildiğinde, siyasi iktidar yeni imam hatipler açmak yerine tüm okulların aynı amaca hizmet edecek şekilde yapılandırılmasının adımlarını attığını yaptığı her değişiklikte ve yaptığı yeni uygulamada ortaya koymaktadır.
Bazı okulların sınavla öğrenci alacak olması ve bunların Milli Eğitim Bakanı tarafından “nitelikli okullar” olarak adlandırılması, doğal olarak bu kategori içerisinde yer almayan okulların niteliksiz, sıradan ve işlevsiz olarak algılanmasına neden olmaktadır. Bu bakış açısını belirleyen anlayış ise “okulun işlevinin bir üst eğitim kurumuna öğrenci hazırlamak” olarak kavrayan anlayıştır. Bu anlayış okulun öğrencilerin kişilikleri, sosyalleşmeleri, geliştirdikleri insan ilişkileri, yeteneklerini keşfederek geliştirmeleri gibi temel işlevlerini ıskalamaktadır. MEB Yönetiminde de hakim olan bu anlayış için okul, öğrenci ve öğretmen sadece sayılardan ibaret ve sadece matematiksel işlemlerle eğitimin sorunları çözülebilir. Bu yaklaşımın terk edilerek, eğitim ile ilgili sorunların gerçek nedenlerine yönelmek gerekmektedir.
Soru 1: Neden sadece bazı okullar sınavla öğrenci alacak?
Soru 2: Proje okullarının öğretmenlerinin belirlenmesinde siyasi iktidarın belirleyiciliği ortadan kaldırılacak mı?
Soru 3: Proje okullarının belirlenmesinde kamuoyu bilgilendirilecek mi?
YENİ SİSTEM ÖZEL OKUL SAYISINI ARTIRIR MI?
Liseye geçiş sisteminde yaşanan belirsizlik ve uygulanma usullerinin az da olsa ortaya çıkması 8. sınıf öğrencileri ve velilerinin kaygılarını her geçen gün artırmaktadır. Öncelikle özel okulların bu kaygı ortamından zarar gördüğünü veya olumsuz etkilendiğini ifade etmenin güç olduğunu belirtmek gerekir. 5 Kasım 2017 tarihinde uygulanacak yeni sistemin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından Özel Okullar Birliği 9 Kasım 2017 tarihinde yapmış olduğu toplantı ve ardından da 14 Kasım 2017 tarihinde MEB ile yaptıkları görüşmenin ardından bir mutabakat oluştuğunu ve özel okullarında MEB tarafından Haziran ayında yapılacak merkezi sınav sonuçlarına göre öğrenci alacağı bilgisini kamuoyu ile paylaştılar.
Özel okullar yeni sistemin açıklanması ile beraber aslında bu uygulamaya destek verebileceklerini açıklamışlardı. Özel okulların üç konuda taleplerinin olduğu basına yansımıştı: soru sayısının artırılması; soruların sadece 8. sınıf konularından oluşması ve üç yanlış sorunun bir doğru yanıtı sıfırlaması. MEB tarafından her üç konuda da olumlu yanıt verilmesi özel okulların yeni sisteme desteğini artırdı.
Bu değişikliklerle sınavın zorluk derecesini yükselteceği ve yapılacak sıralamanın çok daha hassas hale geleceğinin altını çizmek gerekmektedir. Sistemde yaşanan belirsizliklerin ve sadece % 10’luk bir kesimin sınavla yerleşecek olması velilerin özel okullara yönelimini artıracak ve bu durum eğitimin kamusal bir hizmet olma özelliğini zayıflatacaktır.
Soru 1: Özel okullar neden devlet okullarından önce tercih ve kayıt işlerini tamamlamaktadır?
Soru 2: Sınavla öğrenci alacak olan okulların sınırlandırılması özel okullara yönelimi artıracak mıdır?
ÖĞRENCİLER ADRESLERİNE GÖRE Mİ YERLEŞMELİ?
Öncelikle sorunun yanıtını vermek gerekiyor. Öğrenciler kendi istedikleri okulda ve istediği türde eğitim alma hakkına sahiptir. Yapılan kimi düzenlemelerle bu hakkın kullanımını engellemek veya sınırlandırmak kabul edilebilir bir durum değildir.
Kentlerin semtlerinin ekonomik gelir durumuna gör farklılaştığı ve yoksullarla varlıklılar arasında bulunan uçurumun her geçen gün derinleştiği bir dönemde ve coğrafyada sanki okullar bu farklılaşmadan etkilenmiyor gibi düzenlemeler yapmak gerçekçi bir durum değildir. Üstelik velilerin eğitim ve gelir düzeyi ile öğrencilerinin okuduğu okulla ilişkilenme arasında ciddi bir bağ varken okulların koşullarının ve olanaklarının eşitliğinden söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenlerle öğrencilerin adresleri esas alınarak belirlenen “Orta Öğretim Kayıt Alanları” içerisindeki okullardan tercih yapmak zorunda bırakılması yoksul semtlerde yaşayan öğrencilerin o semtlere sıkıştırılması ve yoksulluğun bir kader gibi sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Yoksullarla varlıklılar arasında iletişimin tamamen kesildiği ve her öğrencinin ait olduğu “sınıfın” okuluna gitmesinin yaratacağı çok ciddi sosyal sorunlar ve öğrencilerin gelecek öğrenim yaşantısına olumsuz etkileri olacaktır.
NEDEN 9 OKUL?
Herhangi bir MEB yetkilisinin bugüne kadar kamuoyuna sınavsız yerleşecek öğrencilerin neden 9 okul içerisinden tercih yapmak zorunda olduğuna dair tatmin edici bir açıklama yapmadığını belirtmek gerekir. Soruları sıralayalım:
1.Neden 9 okul?
2.Neden 3 Anadolu lisesi, üç imam hatip lisesi, üç mesleki teknik Anadolu lisesi?
3.Veliler neden zorunlu olarak 5 okul tercih etmek zorunda?
4.”Ortaöğretim Kayıt Alanı” olarak alanların belirlenmesinde hangi ölçüler kullanılmaktadır?
MEB tarafından 14 Şubat tarihinde yayınlanan yönetmelik genel olarak öğrencilerin 2018-2019 Öğretim Yılından itibaren ortaöğretim kurumlarına yerleşmenin esaslarını belirlemiş olsa da pek çok konu henüz netleşmiş değil. Öncelikle 9 okulun eşit sayıda okul türünden oluşmasının fiziki koşullarının olmadığını belirtmek gerekir. Farklı okul türlerinin sayısı ve coğrafi dağılımı dikkate alındığında bu yerleştirme sisteminin bu şekliyle uygulanmasının mümkün olmadığı görülecektir.
İkinci olarak belirlenecek 9 okuldan 5 tercih yapmaya zorlanmak esasında “tercih” yapmanın mantığına aykırıdır. Normal koşullarda tercih yapılırken en fazla kaç okulun seçilebileceğinin belirtilmesi ve hangi okul türünden kaç okulun seçileceği tercihinin üst sınırı aşmamak koşuluyla öğrenci velisine bırakılması gerekmektedir. 
9 okulun üç Anadolu lisesi, üç imam Hatip lisesi ve üç mesleki ve teknik Anadolu lisesi şeklinde dağılacağı dikkate alındığında, 5 tercih yapma zorunluluğunun aslında öğrencileri gitmek istemedikleri okul türlerine zorladığı anlaşılmaktadır. Anadolu Lisesinde eğitim almak isteyen bir öğrenci, ilk üç tercihine Anadolu lisesi yazsa dahi tercihinin geçerli olması için 4. ve 5. Tercihlerine gitmek istediği türlerden okul yazmadığı sürece tercih işlemi sonuçlanmayacak. Bu durum, açık şekilde görülmektedir ki, öğrenciler kontenjanları boş kalan okullara yönetmelik marifetiyle yönlendirilmektedir. 5 Kasım 2017 tarihinde Milli Eğitim Bakanı tarafından altı kalınca çizilerek ifade edilen” Hiçbir öğrenci istemediği okula gitmeyecek.” İfadesi de doğal olarak geçerliliğini yitirmektedir
 
HER ÖĞRENCİNİN İSTEDİĞİ OKUL TÜRÜNDE VE İSTEDİĞİ OKULDA EĞİTİM ALMASI TEMEL BİR İNSAN HAKKI İKEN BUGÜN YAŞANANLAR GENÇLERİN GELECEKLERİNİN VE HAYALLERİNİN ELLERİNDEN ALINMASINDAN BAŞKA BİR ANLAM TAŞIMAMAKTADIR. MEB YETKİLERİNİ ÇOCUKLARIN ÜSTÜN ÇIKARKARI YERİNE BAŞKA BİR AMACI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN KULLANMAKTADIR.
ÇOCUKLARIMIZIN HAYALLERİNİN VE GELECEKLERİNİN ELLERİNDEN ALINMAMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ!
 

Benzer İçerikler

Bülten

En Üste Çık